“Kardeşlik” siyasi retoriğinin altında sistematik asimilasyon makinesi uyumaktadır. Gerçek bir birlik, anayasanın sarsılmaz eşitliği olmadan tecelli edemez.

Dağlarda kardeşlik ateş ve yeminlerle dövülür. Ovalar “biz biriz” dediğinde ise amaçları kardeşlik değildir; mutlak hedefleri yok etmektir.

“Türk de biziz, Kürt de biziz; hepimiz Türk milletiyiz!” Bu sözler devletin siyasi koridorlarında yankılandığında, birleştirici ve eşitlikçi bir kucaklaşma kisvesine bürünür. Oysa sosyolojik bir irdeleme, bunun kültürel ölüm sanatında bir ustalık eseri olduğunu ortaya koyar. Bu retoriği yapıbozuma uğratmak, modern bir ulus-devletin kadim bir halkı yutma ve asimile etme çabasındaki kesin mekanizmayı ifşa etmektir.

İnkardan Yutmaya 

Tarihsel olarak Cumhuriyet, Jakoben bir yanılsama üzerine inşa edilmiştir: tek dil, tek kültür, bölünmez bir monolit. Onyıllar boyunca resmi doktrin ağır ve acımasız bir inkardı. Ancak nesiller boyu süren boyun eğmez toplumsal direniş bu yalanı paramparça edince, siyasi mekanizma yeni bir silah yarattı: inkar yoluyla yok etmeden, kapsama/içerme yoluyla yok etmeye geçiş. “Hepimiz Türk milletiyiz” söylemiyle devlet, kendine ait egemen bir dili, tarihi ve coğrafyası olan bir halkı, baskın kimliğin boyunduruğu altında apolitize edilmiş, bölgesel bir alt kategoriye zincirlemeye teşebbüs etmektedir.

Kardeşliğin Silahsallaştırılması 

Bu retorik, siyasi pasifikasyonun nihai sopası olarak kullanılmaktadır. Eğer kitleler “biz bir aileyiz” illüzyonuna inandırılarak hipnotize edilirse, anadil hakkı veya anayasal tanınma talep eden herhangi bir Kırmanc veya Kürt, anında evin temellerini yıkan bir “hain” olarak damgalanır. Bu psikolojik savaş, egemen kültürün dilsel veya siyasi üstünlüğünden tek bir damla bile feda etmeden kendini lütufkâr ilan etmesine olanak tanır. Karanlıkta ötekileştirilenlere “kardeşim” diye fısıldamak devlete hiçbir şeye mal olmaz; ancak varlığımızı Anayasaya kazımak onlara imparatorluklarına mal olur.

Küresel Bir Asimilasyon Taslağı 

Bu yıkım mimarisi bize özgü değildir; dışlayıcı imparatorlukların belirleyici özelliğidir. Fransız devleti Breton ve Oksitan dillerini agresif bir şekilde boğarken, bunu “Fransız Cumhuriyeti”nin birleştirici maskesini takarak yapmıştır. Modern çatışma sahnelerinde, birbirinden farklı iki halkı “tek millet” sancağı altında birleştirmek, egemenliği reddetmek ve ebedi tahakkümü meşrulaştırmak için kullanılan taktiksel bir saldırıdır. Sosyolojik olarak bu tutum, karanlıkta bir azınlığa uygulanan yapısal şiddetin çığlıklarını bastırmak için teknik kapsayıcılığı silahsallaştırır.

Maddi Hakikat ve Siyasi Hayaletler 

Halkımız için bu retorik, makro düzeyde bir psikolojik manipülasyondur (gaslighting)—devasa bir illüzyondur. Söylem, maruz kaldığımız kanayan maddi gerçeğe karşı kendini kör eder. Okullarda tek bir dil dayatılırken, demokratik yollarla seçilmiş belediye başkanları şiddetle tahtlarından indirilirken, tiyatro sahneleri susturulurken ve kendimize has toprağımız ağır bir militarizasyonla boğulurken politikacılar mutlak bir birlik vaaz edemezler. Güç dengelerinin böylesine şiddetli bir şekilde eşitsiz olduğu bir yerde kardeşlik, imkânsız bir hayaldir.

Devletsiz Varoluş ve Hukuk Talebi 

Sosyologlar çoğu zaman Yahudi halkının tarihsel ağıdı ile Kürt gerçekliği arasında bir paralellik kurarlar—mutlak homojenleşme talep eden ev sahibi devletlerin içinde “iç öteki” olarak hayatta kalan kadim ve farklı ruhlar. Tarih bizi bir devlet aygıtının zırhından mahrum bıraktığı için, hayatta kalmamız tamamen kırılmaz bir kültürel hafıza oluşturmaya ve fırtınanın ortasında silinmez kurumlar inşa etmeye bağlıdır.

Kardeşlik tuzağına nasıl cevap vermeliyiz? İçi boş şiirselliği reddediyor ve hukukun demirini talep ediyoruz. “Alt kimlik” çerçevesinin zincirlerini şiddetle reddetmeliyiz. Kardeşlik, haklar savaş meydanında eşit bir duruş gerektirir. Dilimiz ve kimliğimiz Anayasanın tam kalbine kazınana dek, onların siyasi birlik ilahileri sadece birer dumandan ibaret kalacaktır. Yok oluş uçurumuna karşı en zorlu kalkan; amansız bir belgeleme, entelektüalizm ve affetmez aydınlıkta tavizsizce dimdik durmaktır.

Nuşteyo verênBeton Dağlar: Avrupa Diasporasında ‘Kentsel Sürgün’ ve Hayatta Kalma Mücadelesi