Rêya Heq’liler kendilerini Kızılbaş bilir, ancak Kızılbaş değildir.

Kızılbaşlar kendilerini alevi bilir, ancak alevi değildir.

Aleviler kendilerini Müslüman bilir, ancak Müslüman değildir.

Osmanlı döneminde, Rêya Heq inancında olanları Safevi İmparatorluğu ile birlikte şiia değerlendirerek “Kızılbaş” diye adlandırdı. İttihat ve Terakki ile sonrasındaki dönemde de “Alevi”(ateşperest) olarak adlandırdı. Esas olarak kendilerini Rêya Heq olarak değerlendiren bu kesimlerin, İslamiyet ve İslamiyet’in bir kolu olan ve “Şiia” olarak kendilerini “asil Müslüman” diye değerlendiren Alicilerle hiçbir alakası yoktur.

Tarihte, Rêya Heq inancına çok önemli müdahalede bulunulmuştur.

Rêya Heq’liler tarihte Müslümanlar tarafından başlıca dört önemli kırılmaya uğramış ve teslim alınma süreçleri hızlandırılarak yaşatılmıştır.

1- İlk mudahale; Halife Ali ve Halife Ömerin başında bulunduğu Arap orduları tarafından yapılmıştır.

battle

Arap ordularının başındaki Halife Ali, Haburdan Şehrizora kadar olan coğrafyayı işgal edip 40.000 Hürmüzü katledip, kadın-kız ve çocuklarını esir aldı. Zorla inancını onlara kabul ettirdi. Aynı şekilde Habur’dan Semsura kadar olan alanı işgal eden Arap ordularının başında ise Halife Ali’nin kızı Ummi Gülsüm ile evli olan Halife Ömer vardı. O da 100.000 Hürmüz’ü öldürüp kadın, kız ve çocukları teslim aldı. Baban cıvarında bir post üzerinde yazılı olan belge, daha sonra 8. Yüzyılda yaşamış ve kendisi de bir Hürmüz olan ilk Kürt şairlerinden Baba Tahir-i Uryan tarafından da işlendiği üzere şöyle denmektedir:

Hürmüzgah ruman

Agiran Kujan

Hoşan şareve gewre geregan

Zorkeri Areb kirdine Habur

Gihane pala pêşe Şarizor

Jin û kenikan ve dîl beşînan

Merdi aza dilên ji ruye hevinan

Rewişt maye bêdest

Bizika nakit Hurmuz ve hiç kes!( Sal: 669)

(Türkçesi

Kutsal yerler yıkıldı,

Kutsal ateşler söndü

Büyüklerin büyüğü kendini gizledi

Arap zulmü Şehrizora kadar her yeri harab etti

Kadınlar ve kızlar esir alındı

Erkekler kendi kanlarında boğduruldular

zarahustra_lion

Zerdüşt inancı yalnız bırakıldı

Hürmüz hiçbir şeyi bağışlamayacak.) (Yıl 669)

İsmail Beşikci’nin de belirtiği üzere; Rêya Heq günümüzde, Müslümanlık içinde ele alınmaktadır, Müslümanlık içinde değerlendirilmektedir. Resmi ideoloji bu tutumu özenle sürdürmektedir. Halbuki, Rêya Heq ayrı bir inançtır. Müslümanlık gibi, Hristiyanlık gibi, Musevilik gibi, Budizm gibi ayrı bir inançtır. Rêya Heq’lilerin Müslümanlaştırılması, Türkiye’de resmi ideolojinin dikkatle üzerinde durduğu bir konudur. Rêya Heq Şiilikle de karıştırılmaktadır. Şiilik Müslümanlıktır. Dördüncü Halife Ali, Ali’nin oğulları Hasan, Hüseyin, Hüseyin’den gelen dokuz imam yani “Oniki İmamlar”, Müslümandırlar. Rêya Heq ise Müslümanlık değildir. Rêya Heq, İslamiyet’ten önce, Mezopotamya’da yaşayan bir inançtır.

2. Osmanlı ve Safevi Müdahalesi

Rêya Heq’e müdahalenin ikincisi, 15. yüzyılın başlarında başlamış, 16. yüzyılın başlarında doruk noktasına ulaşmıştır. Bu, İran’da Safevi Hanedanı’nın kurulmasıyla ilgili bir süreçtir. Rêya Heq’e üçüncü müdahale ise, 20. yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti’nde yapılmıştır. İttihat ve Terakki Fırkası, Rêya Heqliler’in Türk olduğunu, Rêya Heq inancındakilerinin Orta Asya’dan göç eden Oğuz Türklerinin getirdiği bir inanç olduğunu vurgulamaya başlamıştır. İran tarafından 15. yüzyıl boyunca, Osmanlı tarafından 20. yüzyılın başlarında gerçekleştirilen müdahaleler Rêya Heq’ın özüne yapılan müdahaleler, ideolojik müdahalelerdir.

İran’ın, Rêya Heq düşüncesine, Rêya Heq inancına, Rêya Heq yaşam biçimine müdahalesi, Erdebil Tekkesi çerçevesinde gelişmiştir. Erdebil tekkesi Şah Ali zamanında, Şiiliğin merkezi olmaya başlamıştır. 1427’de ölen Şah Ali’den sonra, yerine oğlu Şah İbrahim Veli (1428-1447) geçmiştir. Şah İbrahim Veli döneminde, İran’da, Şiilik daha da gelişmiştir. Şah Ali’den önce İran’da Şiilik egemendi. Şah İbrahim Veli’den sonra, sırayla, Şeyh Cüneyt, (ölümü 1460), Şeyh Haydar (ölümü 1488) ve Şah İsmail (1487-1524) iktidara gelmişlerdir. Safevi Hanedanı, İran’da, 1501 yılında Şah İsmail’le kurulmuştur. Şah İsmail’in, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın (ölümü 1478) yeğeni olduğu bilinmektedir. Uzun Hasan’ın kız kardeşi, Şeyh Cüneyt’le evliydi.

14. yüzyıl boyunca, İran’daki Erdebil tekkesi, Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan Rêya Heq’leri etkilemek, onları kendi ideolojik çerçevesi içine alabilmek için, çok yoğun bir çaba içinde olmuşlardır. Bu dönemde, Mezopotamya’da yaşayan Türkmenlerle, Osmanlı yönetimi arasında, vergilerin ağırlığı yüzünden, çok yoğun bir çelişki vardı. Vergilerin ağırlığı yüzünden Türkmenler, zaman zaman Osmanlı yönetimine başkaldırıyor. Başkaldırılar da çok yoğun bir devlet gücüyle bastırılıyordu. Bu süreçte, Türkmenler, durmadan eziliyordu. Osmanlı yönetimiyle çelişkisi artan Türkmenler, İran’ı, İran yönetimini bir sığınma kapısı olarak algılıyordu. Bu Türkmenlerin büyük bir kısmı Rêya Heq’liğe yanaştı, Rêya Heq inançlarını yaşamaya başladı. Rêya Heq toplumuna, Rêya Heq yaşam biçimine, Rêya Heq düşüncesine Şii etkisinin girmesi de bu dönemdir. Zira onlar için din değiştirmek yaşamsal savunmalarının bir parçası idi ve Osmanlı dışında her egemene entegre olmayı prensip edinmişlerdi. Örneğin, Ali, Hasan, Hüseyin, Oniki İmamlar, bu dönemde, Rêya Heq inancının önemli unsurları olmaya başlamışlardır. Örneğin Yunus Emre’de, (1238-1328) Ali, Hasan, Hüseyin, Oniki İmamlar gibi figürler yoktur. Hacı Bektaş Veli de (13. yüzyıl) de o dönem bu figürlere rastlanmaz.

Rêya Heq tarihinde ve saz şiiri tarihinde, “Yedi Ulular” diye bir kavram vardır. Yedi ünlü Alevi ozandan söz edilmektedir. Bunlar, Nesimi (14-15 yüzyıl), Kaygusuz Abdal (15. yüzyıl), Fuzuli (15-16 yüzyıl), Şah Hatayi (15-16 yüzyıl), Yemini (15-16 yüzyıl) , Pir Sultan Abdal (16 yüzyıl), Kul Himmet (16-17 yüzyıl) Bazen bu yedi ulu şair içinde Virani (16-17 yüzyıl) de sayılır. Şah Hatayi İran hükümdarı Şah İsmail’ dir. (1487-1524) Virani’nin anıldığı yerde, Yemini’nin adı anılmaz. Bunlara “Alevilerin büyük ozanları” denir. Rêya Heqliler de bunu böyle kabul eder. Fuzuli’nin, Şah Hatayi’nin, Yemini’nin, Virani’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Kul Himmet’in şiirlerinde, Ali, Hasan, Hüseyin, Oniki İmamlar, figürleri çok işlenir. Bu, Şiiliğin Rêya Heq üzerindeki etkisinin belirgin bir göstergesidir. Bu etkinin giderek Rêya Heqlileri sarıp sarmaladığı, Rêya Heq düşüncesinin, Rêya Heq yaşam biçiminin ayrılmaz bir parçası haline geldiği görülmektedir.

Bu süreçte yaşanan çok acı bazı olaylar da vardır. Şahkulu ayaklanması ve sonuçları dikkate değer bir olgudur. 15. yüzyılın ilk yarısında, Antalya taraflarındaki Tekeli yöresinde yaşayan Kızılbaş Türkmenler, Osmanlı Devleti’ne karşı başkaldırdılar. Ayaklanan Rêya Heq Türkmenlerin başında Şahkulu vardı. Şakkulu Tekeli taraflarında Safevi halifesi olarak görev yapıyordu. Ayaklanma 1511 yılında başladı. Başlangıçta, “Kızılbaş Türkmenler”, Osmanlı ordusu karşısında, başarılar da gösterdi. Ayaklananların üzerine daha büyük ordular gönderildi. Bu ordular ayaklanmacıları takip etti. Sivas yöresindeki çarpışmada, Şahkulu taraftarları yenildi. Şahkulu öldürüldü. Yenilgi içindeki Şahkulu taraftarları, Doğu’ya doğru ilerlemelerini sürdürdüler. İran’a kadar vardılar. Osmanlı da onları Sivas’tan sonra takip etme gereğini duymadı. Şahkulu taraftarları İran’a sığındılar. İran’da kendilerinin çok iyi karşılanacaklarını umuyorlardı. Öyle olmadı. Şah İsmail Şahkulu taraftarlarını çok kötü karşıladı. Önderlerini sorguladı. Onlara, “Siz benim babama karşı neden isyan ediyorsunuz?” diye çıkıştı. Şah İsmail İkinci Beyazıt’a “baba” diyordu. “Baba” sözcüğü, İran’ın, Osmanlı topraklarında yaşayan Rêya Heqlere karşı yürüttüğü devlet politikasının önemli bir parçasıydı. Şah İsmail, Padişah İkinci Beyazıt ile sıcak ilişkiler geliştirdiğinde, İran’ın batısındaki, yani, Osmanlı topraklarındaki Rêya Heqlerle daha yakından ilgileneceğini düşünüyordu.

Şah İsmail ve adamları, Şahkulu taraftarlarının abdest almadıklarını, namaz kılmadıklarını, Kur’an okumadıklarını vs. de gördü. İleri gelen iki komutanı, kaynar suyla dolu kazanların içine attırdı. Öteki beyleri de öldürttü. Geriye kalan askerleri inceledi, gözden geçirdi, bazılarına görevler verdi. Erkeklerin çoğunu kılıçtan geçirdi, kurşuna dizdirdi. Kadınlar, çocuklar, İran’da dilenci oldular… Şahkulu tarftarları, sadece başkaldıran askerler olarak hareket etmiyorlardı. Kadınlar, çocuklar binlerce kişi olarak hareket ediyorlardı. Onbeşbin kişinin hareket halinde olduğu söyleniyordu. Rêya Heq düşüncesindeki, Rêya Heq yaşamındaki kırılmayı anlayabilmek için, bu olayı etraflı bir şekilde ele almak gerekir. Rêya Heqliler; Şah Hatayi’yi, yani Şah İsmail’i yedi Alevi ozan içinde, yedi büyük Alevi ozan içinde sayarlar, “Yedi Ulular” içinde sayarlar. Halbuki Şah İsmail, Şah Hatayi Şiidir. Alevilere karşı tutumu da budur… Buysa, Alevilerde ne kadar yoğun bir kafa karışıklığı olduğunu göstermektedir.

zarahustra_zerdust

Hoca Sadettin Efendi, Tacüt-Tevarih isimli kitabının 4. cildinde, Şahkulu ayaklanmasına değinmektedir. (Hazırlayan, İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 1992, s.64-68) Reha Çamuroğlu da İsmail romanında bu olaydan söz etmektedir. (Everest Yayınları, 9. bs. 2005, s.286-296) Hoca Sadettin Efendi, Şahkulu’nun ayaklanma sırasında, Sivas’da yaralandığını, öldüğünü yazmaktadır. (s.63) Reha Çamuroğlu ise, Şahkulu’nun yolda iyileştiğini, İran’a vardığını, Şah İsmail’in huzuruna çıktığını yazmaktadır. (s.296) “…O anda, katında hizmette olan, dev kılıklı Kızılbaşlara işaret ollundu. Üşüb ikisin bile kaldırub ol iki kazana attılar.Şah öteki beylerini de öldürtüp, geride kalan askerlerini elden geçirdi. Beğendiğine görev verip ötekileri azad eyledi. “ (Hoca Sadettin Efendi, s.67) “ ‘Ali’ dedi İsmail, ‘bu piri al, götür, yok et. Kimse duymasın. Halifemizdir, ona göre davran. Diğer ikisini de dışarıdaki kazanlara at, hamdırlar, pişsinler, herkes görsün, duysun.’ Şahkulu Sultanı o gün otağa girdikten sonra bir daha gören olmadı.” (Reha Çamuroğlu, s. 296)

3. İttihat ve Teraki Müdahalesi

Rêya Heq’liler’e üçüncü büyük ideolojik müdahalenin 20. yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti’nde, İttihat ve Terakki iktidarı döneminde yapıldığını belirtmiştik. İttihatçılar, Aleviliğin Şiilik olmadığını, Aleviliğin Türk inancı olduğunu belirtmektedirler. Aleviliğin Orta Asya’dan göç eden Türklerin inancı olduğunu vurgulamaktadırlar. “Orta Asya’dan göç eden Türklerin getirdiği bu inanç, Ortadoğu coğrafyasında İsamiyetle senteze girerek Türk-İslam inancını doğurdu” demektedirler. Aleviliğin Türk’e has bir din, Türk’e has bir inanç olduğunu vurgulamaktadırlar. Bu çerçevede, Aleviliğin Şamanlıkla ilişkisini de kurulmaktadırlar. Zira “Alevi” sözcüğü de ilk olarak İttihatçılar tarafından kullanılan bir sözcüktür. Bundan önce, Rêya Heq’liler, Osmanlı döneminde “Kızılbaş” kavramıyla anılıyordu. Kızılbaş sözcüğüne küçültücü, aşağılayıcı bir anlam yükleniyordu. Tarihte bazen de Iran taraftarı olan herkese Osmanlı devleti “Kızılbaş” olarak isimlendirirdi. Bu Kürtçeye çevrilerek “Kumsor”, “serisor” olarak da seslendirilirdi. Aleviler de kendilerini, Alevi olarak değil, “Rêya Heq” (Hak yolunda olanlar ve hak bilenler) diyorlardı. Sonrasında ise “Kızılbaş” ve “Alevi” kavramlarını içseleştirerek kabul ettiler.

Rêya Heq; Mezopotamya kökenli, bir inanç olduğunu söylemek mümkündür. İslamiyetten çok önceleri buralarda yaşamış bir inançtır.

4. Kemalist Mudahale;
ataturk
Hala Müdahale Devam Ediyor: Osmanlı, İttihat ve Terakki Cemiyeti ve de Rêya Heqlileri Sünnileştirirken, İran devleti de tarih boyunca hep Şiileştirerek Müslümanlaştırdı. Şimdi onların icraatlerini Kemalist iktidar sürdürmektedir.

Dördüncü mudahale ise 1919 -1938 ve sonrasındaki soykırım siyaseti ile Kürt olan Rêya Heq inancına yapılan mudahaledir. Bu süreç ittihatçıların Rêya Heqlilere karşı giriştiği Müslümanlaştırma mudahalesi, Kemalist dönemde daha sinsi ve şiddetli bir politikayla halen devam etmektedir.
***

İlk semavi(tek tanrılı) dinin devamı olan Rêya Heq inancının, sırasıyla Mitra, Zervan, Zerdüşt, Mani, Mazdak, Hürmüz inançlarının devamı olan, bugün en yakın olarak Kakayi, Êzdiyatî ve Durziliğe en yakın din olduğu bir arkayik dini tarihe sahip olduğu tespit olunmaktadır.

zarahustra2

Rêya Heq; Yahudilik, Budizm, Hıristiyanlık inançlarından da derinden etkilendiği bilinmektedir.

Müslüman Safevi ve Müslüman Osmanlı devletlerine karşı savunmaya geçmiş, direnmiş olmasına rağmen etkilenmiş zaman zaman yalaka durumuna düşmüştür.

Zira İslamiyet bu dinlerin sonuncusu ve içerik olarak onların kötü bir kopyasıdır. Kur’an, 7. yüzyıl Arap toplum yaşayışına ve ihtiyaçlarına uyarlanarak kaleme alınmış bir şeriadır. Öncesindeki dinlerde tabiat doğa ritüelleri öncelikli iken, İslamiyet’te Muhammed-Allah ritüelleri öne çıkarılmıştır. İslamiyet anlam itibari ile de “teslim olmak” anlamına gelir. Allah ve Peygambere teslim olmayı, günahkar olan insanlığın Allah ve Muhammed’e teslim olarak günahlarını hafifletebileceği inancı geliştirilmek istenmektedir. İslam dininde toplumsal eşitlik yoktur ve şiddet ile yola getirmeyi benimser. Rêya Heq’de toplumsal eşitliği esas alır ve insanlığı kutsar, şiddeti reddeder. İslamiyet bu yönü ile hüküm etmeye ve devlet dini olmaya müsaittir. İslamiyet’te hüküm eden ile biat eden vardır. Ceza ve infaz birliktedir.

Rêya Heq’de hüküm eden ve biat eden yoktur. Cem û ciwat vardır. Karar ciwat tarafından verilir. Yargı ve ceza ise; teşhir, affetme ve bireyi kazanma esası üzerinde kuruludur.

Rêya Heq inancının, siyasete malzeme edilmemesi ve özgür olması için, tüm yabancı etkileşimleri ortaya çıkararak, yeniden ele alınmasında yarar vardır!

Müslümanlaşan Kürtlerin de Rêya Heq inancını taşıyanlara karşı içlerindeki şiddeti öldürmeleri, mümkün değilse nötr etmeleri önemlidir. Güney Kurdistan hükümetinin Êzdi Kürtlere karşı olan demokratik tutum ve pozitivist politikalardan ders çıkarmaları önemlidir.

Ahmet ÖNAL

ÇIMEalayekiti.com
PARE BIKE
DêrsimInfo Blog
DêrsimInfo Blog presents a smorgasbord of all the articles, posts, and news from around the world which are not written in Kurdish Kirmanckî (Zazakî), however, constitute an enrichment for the Kurdish topic.

7 ŞÎROVEYÎ

  1. Demekki kendimizi veya inancimizi dusmanin adlandirdigi sekilde isimlendirmisiz… Dusmanindan tarihi ogrenirsen veya dusmanina tarihini yazdirirsan sonu bu olur. Alevi kelimesini ittihatcilar kullanmis ve kizilbaslik ta osmanlinin asagilamak icin kullandigi bir terim. Alevilik, Kizilbaslik derken tarihin derinliginde inancimiza ulasiyoruz: Raye Heq veya Zerdust inanci… Bugun cemevlerinde inancimiz otoasimilasyona tabi tutulmus ve kurtlukte HDP de devsiriliyor. Sonu ne zaman gelecek bu oyunlarin, aldatmacalarin? Cok degerli bir yazi. Dersiminfo’nun cok onemli bir misyonu oldugunu tekrarlamak istiyorum…

  2. Yazarın Raya Haq inancıyla ilgili söyledkleri şeyler tartışmalıdır. Evet bir eski inanç var, ancak bu inanç İslam ile birlikte kendini yenileyerek Batıni bir forma girmiş ve bugünkü Alevilik oluşmuştur. Yaresanilik (Ehli Haq) ile aynı kökene sahiptir.

    Son paragrafa da değinmek istiyorum.

    Yazar diyor ki “İslamiyet bu dinlerin sonuncusu ve içerik olarak onların kötü bir kopyasıdır.” Bu iddia sahibinin İslam’dan habersiz olduğu anlaşılıyor, maalesef bizdeki aydınlar Kuranı ve İslam kaynaklarını okumazlar pek ama hakkında konuşurlar. Halbuki İslam kaynaklarının kendisi zaten aslında bu dinlerin tümünün bir olduğu ve kendisinin Adem’den İsa’ya kadar bir geleneğin son temsilcisi olarak Muhammed Peygamber’in gönderildiğini belirtir. İslam “barış” anlamına gelen S-L-M kökünden gelir Allah’a (yaratıcıya) teslim olmanın yani itaat etmenin adıdır. İslam dininde toplumsal eşitlik vardır ve şiddet değil barış ve sulh öncelenir. Ama realisttir ve meşru müdafaayı kabul eder. Kuranda açıkça yazıldığı gibi “Bir insan katletmeyi bütün insanlığı katletmekle aynı” görür ve insanı “ahseni takvim” yaratılmışların en güzeli (Allah’ın en sanatı içinde en zirve) görür. Kuran derki “inananların işleri aralarında şura iledir” yani birlikte karar vermeyi önemser, tek adamlığı benimsemez. Ama tek bir yönetim modeli önermez, şartlara göre değişebilir, ancak değişmez vasıf “adil” olmasıdır. Müslümanlaşan Kürtlerin Rêya Heq inancını taşıyanlara karşı içlerinde genelleştirilecek ölçütte bir şiddet eğilimi yoktur. Bugüne değin, Müslüman Kürtler ile Alevi Kürtler arasında sırf dinsel ayrılıktan dolayı bir savaş yaşanmamıştır. Ancak zaman zaman bu konu çeşitli devletlerce kullanılmıştır, en son örneği de 1925 hareketinde bazı Zaza-Alevi aşitetlerin Kemalist devletin yanında yer almayı tercih etmesidir. Halbuki Müslüman Milli Kürt hareketi Alevilere de milli-ulusal harekette yer alma teklifi götürmüş ve birçok alevi kesimi de buna sıcak bakmıştır. Yani bu durumu da genelleştirmemek gerekir.

  3. Kurdistanda her kes istediği dine inansın, yeterki dini siyasete kimse karistirmasin. Ben müslüman bir aileden geliyorum, ama Kobane den sonra bu dine artik inanmiyorum, zaten atamida keserek müslüman yapmislar. Zerdustum, Reya Heq yolundayim artik. Islamin sevgi taraini hic bir zaman gormedik zaten, 1 milyondak Kurdu keserek, onbinlerce kurd kadinini ganimet alarak, tecavuz ederek, pazarda satarak atalarimizi musluman ettiler. Hizbukontra binlerce insani satirlarla dogradi, Aynisini simdi ISID yapiyor. Bu din kurde sevgisini neden gostermez, anlayana artik…

    Ayetler ve kutsal metinler
    Bakara Suresi’nin 54. ayetinin, Diyanet çevirisindeki anlamı şöyledir:

    “Musa, milletine: ‘Ey milletim! Buzağıyı TANRI olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaradanınıza tevbe edin, tevbe etmeyenlerinizi öldürün. Bu, yaradanınız katında sizin için hayırlı olur. O, dâima, tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizi kabul eder.’ demişti.”
    İslam hukukuna göre 9, hatta 5 yaşındaki bir kız da “şehvet” konusudur

    İslam hukukunda “müştehât” diye bir sözcük yer alır. Ve çok önemlidir. Anlamı da: “şehvet konusu olacak yaşa gelmiş olan kadın”. “Kadın”ı hep “şehvet aracı” olarak gören İslam Şeriatı’ndaki hüküm şöyle:

    “9 yaşına gelmiş olan kız, şehvet konusudur, onunla evlenilebilir. İmam Azam Ebu Hanife’den ve Ebu Yusuf tan aktarılan bir görüşe göre de 5 yaşındaki bir kız da şehvet ve evlilik konusu olabilir.” (Bkz. Tehanevi, Keşşaf, 1/788.)

    İslam dünyasında en sağlam hadis kitaplarının yer verdiği hadislere göre, Muhammed de, Âişe’yle, Âişe 6 yaşındayken evlenmiş, 9 yaşındayken de gerdeğe girmiştir. (Bkz. Buhari, e’s-Sahih, Kitabu Menakıbi’l-Ensar/44; Tecrid, hadis no: 1553; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n-Nikah, hadis no: 1422…)
    Nisa Suresinin 34. ayetinin, Diyanet çevirisindeki anlamı şöyle: “Allah’ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarf etmelerinden dolayı, erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler, iyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah’ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinde endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün! Size itaat ediyorlarsa onların aleyhine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce’dir, Büyük’tür.”
    Diyanet İşleri (eski) : Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
    Diyanet Vakfi : Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah’tan korkun, biliniz ki siz O’na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele!
    Diyanet Vakfi : Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
    Diyanet Vakfi : Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Bıraktığın hanımlarından arzu ettiğini tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle bilendir, halîmdir.
    Diyanet Vakfi : (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
    Bakara: 2/216

    Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum,
    Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı.

    Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz.
    Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz.
    Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    “””””””””””””””””””””””

    Bakara: 2/190

    Ve kâtilû fî sebîlillâhillezîne yukâtilûnekum,
    Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın.

    Ancak aşırı gitmeyin.
    Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.

    “””””””””””””””””””””””

    Bakara: 2/193

    Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun ve yekûned dînu lillâh
    Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın
    oluncaya kadar onlarla savaşın.

    Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık
    yalnız zalimlere karşıdır.

    “””””””””””””””””””””””

    Bakara: 2/244

    Ve kâtilû fî sebîlillâhi va’lemû ennallâhe semîun alîm.
    Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah hakkıyla
    işitendir ve hakkıyla bilendir.

    “””””””””””””””””””””””

    Âl-i İmrân: 3/166

    İki topluluğun/ordunun karşılaştığı günde başınıza gelen
    musibet Allah’ın izniyledir.
    Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları
    belli etmesi içindi.
    Onlara/münafıklara:
    “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin”
    denildi de onlar:
    “Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik” dediler.
    Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler.
    Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı.
    Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.

    “”””””””””””””””””””””””

    Nisâ: 4/71

    Ey iman edenler!
    (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler hâlinde,
    yahut topluca savaşa gidin.

    “”””””””””””””””””””””””

    Nisâ: 4/72

    Şüphesiz, aranızda öyle kimseler var ki,
    (onların her biri savaşa gitme konusunda) hakikaten pek
    ağır davranır.
    Eğer başınıza bir musibet gelirse:
    “Allah, bana lütfetti de onlarla beraber bulunmadım” der.

    “”””””””””””””””””””””””

    Nisâ: 4/76

    İman edenler, Allah yolunda savaşırlar.
    İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar.
    O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın.
    Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.

    “”””””””””””””””””””””””

    Nisâ: 4/84

    (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş!
    Sen ancak kendinden sorumlusun!
    Mü’minleri de savaşa teşvik et.
    Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar.
    Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.

    “”””””””””””””””””””””””

    Enfâl: 8/15

    Ey iman edenler.
    Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman
    sakın onlara arkanızı dönmeyin/savaştan kaçmayın.

    “”””””””””””””””””””””””

    Enfâl: 8/17

    (Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü.
    Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı.
    Mü’minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah
    öyle yaptı.
    Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    “”””””””””””””””””””””””

    Enfâl: 8/39

    Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın
    oluncaya kadar onlarla savaşın.
    Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların
    yaptıklarını hakkıyla görendir.

    “”””””””””””””””””””””””

    Enfâl 8/65

    Ey Peygamber!
    Mü’minleri savaşa teşvik et.
    Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler.
    Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye
    galip gelirler.
    Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.

    “”””””””””””””””””””””””

    Tevbe: 9/14-15

    Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin,
    onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü’min
    topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki
    öfkeyi gidersin.
    Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder.
    Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    “”””””””””””””””””””””””

    Tevbe: 9/46

    Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir
    hazırlık yaparlardı.
    Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları
    geri bıraktı ve onlara:
    “Oturun, oturan âcizlerle beraber” denildi.

    “””””””””””””””””””””””””

    Tevbe: 9/111

    Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine
    vereceği cennet karşılığında satın almıştır.
    Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler.
    Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir.
    Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren?
    O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin.
    İşte asıl bu büyük başarıdır.

    “”””””””””””””””””””””””

    Tevbe: 9/123

    Ey iman edenler!
    Kâfirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir
    sertlik bulsunlar.
    Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

    “”””””””””””””””””””””””

    Hac: 22/39

    Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları
    sebebiyle cihad için izin verildi.
    Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter.

    “”””””””””””””””””””””””

    Ahzâb: 33/18-10

    Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine:
    “Bize gelin”
    diyenleri biliyor.
    Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler.
    Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi
    gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün.
    Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi
    keskin dillerle incitirler.
    İşte onlar iman etmediler.
    Allah da onların amellerini boşa çıkardı.
    Bu, Allah’a kolaydır.

    “”””””””””””””””””””””””

    Muhammed: 47/20

    İnananlar:
    “Keşke bir sûre indirilse!” derler.
    Fakat hükmü apaçık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince;
    kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin
    bakışı gibi sana baktıklarını görürsün.
    O da onlara pek yakındır.

    “”””””””””””””””””””””””

    Fetih: 48/11

    Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana:
    “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile”
    diyecekler.
    Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler.
    De ki:
    “Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde
    etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter?
    Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

    “””””””””””””””””””””””””

    Fetih: 48/16

    Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki:
    “Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar
    savaşmaya çağrılacaksınız.
    Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir.
    Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi
    elem dolu bir azaba uğratır.”

    DİYANET İŞLERİ MEALİ – YENİ

    • Botan arkadaş maalesef dediklerimi doğrularcasına davranmış. Kuranda savaş zamanında (meşru müdafaa) nasıl davranılacağını belirten ayetleri sanki normal zaman için söylenmiş gibi yorumluyor. İslam’da bir de savaş hukuku vardır ve bu kurallar modern hukuk sistemlerinden çok önceleri konulmuştur. İŞİD ile İslam’ı değerlendirmeye çalışmak bahane aramaktan başka bir şey değil. Sui misal emsal teşkil etmez. Yani kötü örnek, delil değildir. Örnek almak istiyorsanız Şeyh Said’i örnek alın, Seyid Rıza’yı örnek alın.

  4. Malatyadan Halepe on binlerce kurd gencini asmanin, kadinlarina el koymanin, tecavuz etmenin savas hukukunda yeri ne? Istediginize inanin ama bunun propagandasini yapmayin. Senin dinin sana benim dinim bana. Oncelik Kurdistan dir, Kurdistansiz tum dinler bize haram olur. Isteyen istedigine inansin, artik bu arap hastaligini birakin. Hiristiyanlikta, Yahudilikte, Zerdusizmde, Islamda, Ezidilikte propagandasiz, siyasete karistirilmaksizin guzeldir. Islam ben en son dinim, sihatla tum dunya islamlasacak demekle, zaten tum bunlar basimiza geldi. 1000 yildir bunlar Kurdistani cehenneme cevirdi. Ha din degil siyasi duzeniz diyorlarsa o zaman bu siyasi duzenin modern dunyada yeri yok.

    HER SEY KURDISTAN ICIN.

  5. Bence Dersim’de ki Kizilbaslar, politik Kizilbaslardi, dinsel degil. Dusmanimiz birdi : Sultan Selim. Ve bizi dusman goren : Sunni Musulmanlar. Dusmanimiz bir oldugu icin, birlestik.
    Ikinci onemli olan benim icin : Allahin adi. Turkler : Tanri derler. Tanri eski turkce de, gök üzüdür. Farisca’da : Heq. Arapca da : Allah. Dersim’de : Heq ama Homa da soyleniyor. Homa Zerdus inacta : Ahura Mazdanin ogludur.

  6. Baban (Suleymaniye) civarında bulunduğu ve Müslüman Arapların Hurmuzgan inançlı Kürtleri katlettiklerini belirttiği iddia edilen belge tamamen bir uydurmadır. Öyle bir tarihi belge bulundu ise, birilerinin bize o belgenin nerede olduğunu, hangi müzede hangi kurumda muhafaza edildiğini isbatlamasi gerekir. Oyle bir belge yok.

    Tabii bu Müslüman Arapların dinlerini kılıçla yaydıkları gerçeğini değiştirmez.

    Ancak yazarın Raya Heqî inancı konusunda eksik ve sıkıntılı bir bakış açısına sahip olduğu ortadadır. Bu inancın batinî yani ezoterik yönünü gozardi etmiş görünüyor. Raya Heqî inancı, hiçbir dinin gömleğine sığmayacak derecede devinime dayanan bir inanç sistemidir. İslam’ın gömleğine sigmadigi gibi, Zerdustlugun gömleğine de sığmaz. Ancak her ikisinden ve daha birçok dinden öğeleri bünyesinde yeni bir forma kavuşturarak barındırır. Evet bu inancın içinde İslami öğeler vardır, ancak bu inancın en temel özelliği yazılı kutsal kaynaklara dayanmamasidir.

CEWAB BIDE

Please enter your comment!
Please enter your name here